25 Kasımın "Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslar Arası Dayanışma Günü" olarak ilan edildiğini biliyor muydunuz? Ben bilmiyordum.Fakat , karikatürist ve veteriner Feridun Demir sayesinde öğrendim. Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslar Arası Dayanışma Günü'nün hikayesini anlatan kısa metin ve Feridun Demir'in konuyla ilgili harika karikatürü:
0 Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslar Arası Dayanışma Günü
/
Cuma, Kasım 19, 2010 /
Posted in
25 kasım,
cigdem demir,
feridun demir,
kadın,
kadına yönelik şiddete karşı uluslar arası dayanışma günü,
karikatür,
mirabel kardeşler
0 BABA BENİ ARA BUL
/
Perşembe, Kasım 18, 2010 /
Posted in
anne,
baba,
cigdem demir,
karikatürlerim/my cartoons,
kayıp,
kayıp çocuk
Yine televizyondan,gazetelerden duyduk:bir çocuk daha kayboldu.
Adı Berat'tı.Duyanların ve görenlerin ailesine haber vermeleri istendi.
Kısa bir süre sonra Berat bulundu.Nasıl bulundu?Nerde bulundu?
NİYE YOK OLMUŞTU?
İnsanlar kayboluyor:erkekler,kadınlar ama en çok çocuklar...
Bulunuyorlar,bulunamıyorlar,peki unutuluyorlar mı?
Sen,ben,medya... bu kayıp haberi ömrünü tüketince, unutuyoruz kaybolanı ve de kaybolanı aramayı.
Fakat anneler,babalar unutmuyor,ne kayıp gideni ne de onu arayıp durmayı.
Bu karikatürü şubat 2010'da açıklanan veriler üzerine çizmiştim ve tekrar onu yayınlamayı uygun gördüm bu haber üzerine.
Türkiye'de 10 yılda kaybolan çocuk sayısı 1657 idi.Şimdi:
1658
1659
1660
1661
1662
.
.
.
.
2 Dostlarım
/
Çarşamba, Kasım 17, 2010 /
Posted in
cigdem demir,
dost friend,
karikatürlerim/my cartoons,
portre,
rengarenk
0 Dostlarım...
Dostlarım...
ve onlar için yaptığım çalışmalar...
My dear friends...
and the works I have done for them...
0 Firuz Kutal'dan Kurban Bayramı hakkında çizgi ötesi...
Firuz Kutal'dan Kurban Bayramı hakkında çizgi ötesi...
"Müslümanız biz de, artık bize kıymazsınız, değil mi?" diye duran koyunlarım bazılarını rahatsız etmiş. Bu beni üzdü, sonunda oldukça içten bir mektup yazdığını düşündüğüm A. adlı genç arkadaşa aşağıdaki cevabımı ilettim. Yazdıklarında büyük harflerle yazılmış yerlerde kızgınlık belirtiyor. Kendisinde her türlü hakkı bulurken, onun gibi de düşünülmeyebilir/yaşanmayabilir diyen birine hoşgörülü davranıp davranmayacağı konusunda emin değilim. Yine de bu yazdıklarımla, çizgimin ötesinde kendimi ifade etmeye çalışayım…
Merhaba A,
Çizgim dolayısıyla düşüncelerini paylaşmışsın, teşekkür ederim. Karşı görüşlerde olunsa da iletişim kurmak sağlıklıdır.
Bu çizgimi senin dışında bir kişi daha benzer şekilde eleştirince, dindarlık içi kalan söylemlerin konusunda ne diyeceğimi düşünmeye başladım. Kendi çapımdaki yüksek sesle düşüncelerimi şimdi seninle paylaşacağım. Bir geleneğe karşı durmanın seni heleyana getirmesinin seni ve beni aştığını düşündüğüm için de kamuoyuna mal edeceğim sonra.
Köklü bir gelenek ve belki de değişmesi imkânsız bir tabudan söz ediyoruz. Ama her tabu gibi aslında istenirse kolayca da yıkılabilir.
Elbette her gelenek ve din olguları gibi bu kurban kesme fikri ve uygulamasının da hayatla eşleşen mutlaka İslam dini doğduğu zamanlarda çok geçerli bir meşru yanı vardı.
Seni belki şaşırtacağım, vejeteryan sayılmam, o konuda da romantik bulduğum şeyler var: ancak yasadığımız çağa damgasını vuran kırmızı et üzerinden hastalıklar da dini seçimlerden bağımsız somut gerçeklikleri de önümüze çıkıyor. Sormuşsun söyleyeyim; son yıllarda, o da özlem ve alışkanlık adına yediğim kebaplar dışında eti az yiyorum. Balık ve yeşili önemsiyorum. Zaten pahalı olduğu için de çocukluğumda da çok yenilmezdi bizde et... Deriden yapılmış ceketim var, tüketim toplumu üyesi olunca neyi nasıl yaptığımız konusunda bilinçlerimizin köreldiği de açık.
Benim koyunlar canlarını ne uğruna verdiklerini pek senin kadar anlamıyorlar, bu yüzden de belki dindar gibi davranırlarsa, takke takar, çarşafa girerlerse, basına geleceklerden kurtulur sanabiliyorlar. Böyle davranmayıp, unu yapmak yerine ertesi günü kendileri için tehlike görüp kaçmaya çalışan koyun ailesi çizgimi de ekledim bugün. Bunlarla dini seçimlere laf ettiğimi düşünüyorsan, pek doğru değil. Ben şu andaki çalışmalarımın hiçbirinde ''et yemeyin'' demedim kimseye. Yenmezse iyi olur ama benim derdim o değil. İsteyen istediği kadar yesin. Buna ben bir şey demem.
Ben koyunlariıa yine de sahtekarlık yapsalar bile saygı duyuyorum, çünkü nasıl baskı yapan baba karşısında yalancılığa itililirse bir çocuk, dindar olmaktan başka seçenek yokmuş gibi davranma karşısında da çeşitli seçeneklerle yaşamaya çalışmayı anlamak gerek. Ama bu onları kurbanlık koyun olmaktan kurtaracak mı bilemem. Aslında bir dünya var, kaçıp gitmek de işe yaramaz.
Derdim, kurban kesimin yapılmasından daha çok, kesim işlemlerinin toplum üzerinde gösteri ve yaptırıma dönüşmüş halidir. Kimileri bunu ''mahalle baskısı'' kavramı altında anlatmaya çalışıyor. İlle de yapılması çok önemliyse, bari gözümüzün önünde bu kesim işi abartılmadan yapılsa. Fakirlere et dağıtmanın başka yolları da bulunabilinir, kaldı ki bugün fakirlere et dağıtmanın başka anlamları da var, oy istemek gibi, kendinin zenginliğini aklamak gibi, vicdanını rahatlatmak gibi, vb. Kendisine bin alanın yarım vermesi ile dilenciye sadaka vermek arasında benzerlik var.
Türkiye'deki şiddet yanlısı olma ile genelde hayvanları sadece kesilen et olarak algılama arasında bir bağ olduğunu düşünüyorum. Türkiye toplumunun baş belası ise şiddet ve islemeyen çeşitli kurumlardan dolayı kendi işini kendin görmeyi erdem kılmiış bir şiddetle iş halleder insanlarsak çoğumuz, o halde şiddetin çeşitli kılıflarla toplumun her faaliyetine nüfus ettiğini da anlamak ve belki de umutsuz bile olsa bir şeyler yapmak gerek. Silahları yasaklayamıyor, daha çok silah satan dükkan açıyor ve gazetelerde boy boy silah reklamları yayınlıyor ve satışını yasal kılıyorsan, bari kurban ile simgelenen şiddete dair bir şey yap.
Hayvanların kesiminde son yıllarda yine de devlet eliyle bir aşama kaydedildi, ama idealden çok uzak, hala sokaklarda koşan inekler, danalar, daha doğrusu boğalar, köşelere sıkışmış koyunlar gözümüzün önünde. Beğenmeyebilirsin, ama ben de 'kurban bayramı olmasın'' diye bir temenni de bulunma hakkına sahibim. Bu bayrama benim ihtiyacım yok, senin olabilir, buna da saygı duyuyorum, ama göz alanımda yapma bu kesimleri. Kurban kesmek istiyorsan, kendi dünyanda, senin yaşamını benim gibilere dayatmadan yap, bu işi göstererek yapmamanın da bence binlerce yolu vardır. Camia değil, çağdaş insan olmayı en değer olarak önümüze koyuyorsak elbette.
Ama kurbanlar kesildikten sonra derilerini THY mi, Silahlı Kuvvetler mi, çeşitli camialar mı, Nurcu dernekler mi, Kızılay mı, vb. alacak tartışmaları bugün bu olan bitenin o kadar da masum bir inanç uygulaması olmadığını anlatmıyor mu? Bu iş bir pazar ve birileri de yardım fikri dışında kazanç elde etmiyor mu?
Eskiden erkek çocuklarını özellikle ve zorla kesim yerine götürürlerdi. Koyunun kafası kesilirken bakmak istemeyen, ama zorla baktırılan çocukların büyüyünce katı erkek olacağı inanci vardı büyük olasılıkla. Yoksa neden ağlayan çocuğa bu kanı ille de göstermek istesin babası? Belki şimdi öyle değildir. Yine de bu kesim işini ailesinin eğitimi için bir gerekçe görenlerin olduğunu biliyorum. Sonradan anladığım, içimizdeki şiddetin kaynağı işte tam da bu çeşit gelenek bağlılıklarımız. Et, met bahane.
Bazı eski inanışlarda kurban yerine genç kız ya da yeni doğmuş bebek öldürülüyordu eskiden, ama şimdi çok azaldı ya da yok oldu. Neden? Çünkü dünya ilerliyor. Her insani hareket gibi, dinler de kendini reforma sokuyor. İnanç dediğini öteki dünyada hesaplaşmayı bırakmayan dinler zamana ayak uydurmayı deniyor. Dünyayı yöneten bir İslam kültüründen bugüne gelen İslam kültürü arasında dağlar kadar fark var ve bunun nedeni de sadece Batı'nın, kapitalizmin Doğu'yu sömürmesi ile açıklanamaz bence.
Hala Afrika'daki Müslümanlığı seçmiş kavimlerde kızların klitorisini bir çeşit kurban niyetine kesen bir kültür var. O da değişiyor bugün. Çünkü iyi bir şey değil insanların sağlığı için. Ana karnındaki bebeklerin bile cinselliğinin olduğu öğrenildi artık bugün.
Seni üzdüysem kusuruma bakma. Kimsenin Kurban Bayramına dil uzatmam, kutlarım. Ama bu bayramı senin kadar içten anlamam gerekmiyor.
Dediğim gibi bu bayram hiç olmasa da olur. Çeşitli derecedeki ''önemli insanlarımızın'' bir yere geldi mi kurban kesilerek karşılandığını da hatırlarsan, bu kurban işi, et yemekten çok öte bir zihni yatırımın aracıdır.
Çizgi koyunlarım tepelerindeki bıçağı görüyor ve şöyle ya da böyle rahatsızlık ibareleri üretiyor.
İyi bayramlar.
Firuz Kutal
15.11.2010
Bu yazı izmirizmir.net'den alınmıştır.
http://www.izmirizmir.net/bilesenler/koseyazilari/yazi.php?yazi_no=1639
0 Bir Arı Karikatürü
/
Pazar, Kasım 14, 2010 /
Posted in
arı,
bal,
cigdem demir,
emlak,
karikatürlerim/my cartoons,
kovan sarı,
photoshop
Temmuz ayında yaptığım,siyah beyaz bir karikatürdü,
Bugün photoshopla farklı bir kimliğe büründü.
(Penguen' e de göndermiştim)
5 The Organization for Intra-Cultural Development (OICD)
/
Pazartesi, Kasım 08, 2010 /
Posted in
2010,
alex falco,
caricature,
cartoon,
cigdem demir,
humanity,
karikatürlerim/my cartoons,
oicd,
Press/Yayın
3 Küçük Prens(ss) Aslı / The Little Prince(ss) Aslı
/
Pazar, Kasım 07, 2010 /
Posted in
2010,
aslı yücel,
cartoon,
cigdem demir,
karikatür,
karikatürlerim/my cartoons,
küçük prens,
the little princess
0 Me by Alex Gumà Bondía
/
Cuma, Kasım 05, 2010 /
Posted in
2010,
Alex Gumà Bondía,
blue,
caricature,
cartoon,
cigdem demir,
portrait











